
Yükleniyor ...
Profil Fot
Dil: Duygu, düşünce ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak, başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir araçtır.
Dil, milli kültürün ilgi alanına giren varlık dünyasını yansıtır, o milletin yapıp ettiklerinin, duyup düşündüklerinin, görüp bildiklerinin ve tüm tasavvurlarının aynasıdır.
Bu çalışmada dil ile kültür arasındaki ilişki çıkarılmaya çalışılacaktır.
Dil, toplumsal yaşamın bir ürünüdür.İnsanın toplumsal etkinliği dil olmaksızın düşünülemez.Dil, şu yada bu biçimde, en eski insan toplumlarında, en eski zamanlardan beri varolmuş olsa gerektir.
Dilin doğuşu, bireyin davranış ve deneyiminde hem entelektüel hem duygusal bakımından değişimi temsil eder. Dile sahip olmak, Piaget’ten alıntılarsak “geçmiş eylemlerini anlatı biçiminde yeniden inşa etme ve gelecekteki eylemlerini sözlü sunumlar aracılığıyla önceden gösterme yeteneğini” yaratır. Dil sayesinde geçmiş ve gelecek bizim için gerçek haline gelir. Geçmişin geleceğe yansıması ise yazı dili ile olur. Yazı dili aynın zamanda kültür dilidir. Ancak belli bir kültür seviyesine ulaşabilmiş, medeniyet kurabilmiş ve ortak bir edebiyat geleneği oluşturabilmiş milletlerin yazı dili bulunmaktadır. Bu nedenle de yazı dilinin geliştirilmesi kültür ile uğraşan aydınların yardımı ile gerçekleşmektedir. Her dil, evrenin bir başka yorumunu dile getirmektedir.
Dilin zenginliği yada yoksulluğu o kültürün zenginliği yada yoksulluğudur.Dilin sınırlarını, o toplumun kültürü belirler. İlgi alanı artan, idrakı açılan, dünyası ve çerçevesi genişleyen bir kültürün dili de o ölçüde zenginleşir. İlim, felsefe, sanat, teknik,fizik, metafizik velhasıl hayatın her alanında problem alanları genişledikçe, bu problemlere çözümler üretme çabası içerisinde dil zenginleşir.Ancak hayatın her alanını,kendi diliyle yaşamak şarttır.Kültürün problemi,dilin problemidir.Kültürün temel sorunları gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar.Aynı sorunlar dilde de yaşanır.18.yüzyılın en önemli düşünürlerinden Herder,Wilhelm von Humbolt,Whorf dil,toplum ve kültür ilişkisi üzerinde durmuşlar,bu düşünürlerden Humboldt dilin,kültürün bir yansıması olduğunu söylemiştir.Ona göre;toplumun dolayısıyla kültürün geçirdiği tüm evrelerden dil de geçmiştir.Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar,edinmiş oldukları birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir.
Her dilin kendine özgü atasözleri,deyimleri,vecizeleri,nüktelerinin olması ve bunların başka dillere aktarılmasındaki zorluklar,her dilin ayrı bir inanç yapısının,bakış açılarının ayrı bir imkanlar ve yönelişler dünyasının esri ve aynası olduğunu göstermektedir. Yine her dilin, öfkesinin, sevincini korkusunu, acısını, sevgisini, kederini, saygınsı ifadesinde belli bir sıcaklık ve samimiyet, bazılarında ise tarafsızlık yada soğukluk vardır. Kısacası toplumun kültürüne ise dili de odur. Kültür hangi alanlara yönelmiş ise, dilde o yönde zenginleşmiştir.
Toplumun başlarından geçen hadiseler elde ettikleri birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir. Türk kültüründe meydana gelen değişim ve gelişim buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Kültür ile dil ,ilişkisi içerisinde önemli bir noktada toplumun yaşayış biçimlerinde bakıldığında, özellikle Orta Asya Bölgesinde yaşarken atın önemli bir yerinin olduğu görülmektedir. Bu durumun sonucu olarak Türkçe’ye bakıldığında atla ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yere sahip olduğu görülecektir. Aynı şekilde Arap dilinde bizdeki at gibi çok kullanılan bir binek hayvanı olan deve ile ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yere sahip olduğu görülecektir.
Bir tek sözcüğün bile bir kültür varlığı olan dil en ufak birliği olarak toplumun inançları, gelenek ve göreneklerini, bireylerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddi ve manevi kültürü üzerinde fikir vermektedir.
“Dil öğretimi, kültür öğretimidir.” İlkesini, modern dil ve eğitim anlayışı tartışmasız kabul etmektedir. Türkçe öğretimini ilk modern temsilcisi, kurucusu sayılan Kaşgarlı Mahmud yy. lar öncesinden bu ilkenin önemini kavramış ve Araplara Türkçe öğretmek maksatıyla yazdığı eserinde uygulamıştır. “Ben onların en uz dillisi, en açık anlatımlı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğu halde onların şarlarını, çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil ,Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belleyerek faydalandım ; öyle ki , bende onlardan her boyun dilin en iyi yolda yerleşmiştir “ diyerek, dili çok iyi bilmekle beraber kültürü de çok iyi bildiğimi ifade etmiştir. Sözlüğünde kelimelerin anlamını açıklarken, kelimenin Ömer Demircan gibi anadil öğretiminde kültür öğesini uygulamıştır. “ Her kültür, anlatımı ayrı bir dilde bulur ; dil, kültürü hem kurar hem geliştirir. İnsanın Anadilini öğrenmesi, kültür edinmesinden başka bir şey değildir. Hiçbir kültür gücü, önemce insanın anadilini öğrenmesiyle, anadilde gelişip serpilmesiyle, anadilde gelişmesiyle aynı düzeye konamaz. Çağımız insanı çok kültürlüdür.” Diyerek dil ile kültürün ayrılmaz olduğunu vurgulamıştır.
Sonuç olarak dil, kültürün aynası olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürü hayata geçiren gelenek, görenek, folklör gibi değerlerin başında dil gelmektedir. Bir nevi dil kültürü tanımlar ve tamamlar.
KAYNAKÇA
1. Demircan, Ömer. Yabancı-Dil Öğretim Yöntemlerin, İstanbul 1990 sayfa 22-28 1926
2. Kaplan, Mehmet Kültür ve Dil, İstanbul : Dergah Yay 1986 sayfa 45 4. Baskı
3. Kaşgarlı Mahmud, Divan-u Lügati Türk çeviri Besim Atalay, ANKARA : Türk Dil Kurumu Yayınları 1984 sayfa 4
4. programı
5. Söğütlü Ersin Osman Dil , Kültür ve Toplum ilişkisi
6. Turan Sadık Sorular ve Cevaplarala Kültür, Edebiyat ve Dil Ankara : Ecdad Yayınları 1992 sf. 44
7. Yangın Banu 1999 İlköğretimde Türkçe Öğretimi M.E.B yayınları ANKARA
1. Hidrojen (H):
Ticari gübrelere azot bağlanmasında, katı ve sıvı yağların doyurulma işleminde (hidrojenasyon), metanol, amonyak ve hidroklorik asit gibi bileşiklerin eldesinde kullanılır. Kaynak yapımında, hidrojen balonlarını şişirmede ve petrolün işlenmesinde kullanılmasının yanında, şimdilik daha çok roketlerde olmak üzere yakıt olarak da kullanılır. "Hidrojen Yakıt Gözeleri", hidrojen gazından elektrik enerjisi eldesi için geliştirilmekte olan bir teknolojidir. Çevre dostu hidrojen, doğal gaz ve benzine alternatif olarak kabul edilmesinin yanında, kimyasal işlemlerde, metalürjide ve rafinerilerde de kullanılabilecek niteliktedir. Döteryum ve trityum izotopları da, nükleer fisyon ve füzyon işlemlerinde kullanılmaktadır.
2. Helyum (He):
Zeplin ve balon gibi hava taşıtlarını şişirmede kullanımıyla bilinen helyum gazı; kaynakçılıkta, germanyum ve silisyum kristallerinin yapımında, titanyum ve zirkonyum eldesinde, süpersonik rüzgar tünellerinde ve derin dalış tüplerinde de kullanılır. Ayrıca, düşük sıcaklık araştırmalarında ve nükleer enerji santrallerinde "soğutucu" olarak da önemlidir. Tüm elementler arasında, en düşük erime ve kaynama sıcaklıkları helyuma aittir. Makro ölçüde bile atomik özelliklerini göstermesi nedeniyle "kuantum sıvısı" olarak da adlandırılan ve ısı iletkenliği olağanüstü derecede yüksek olan sıvı helyum, manyetik rezonans görüntülemede (MRI) ve kanser teşhisi için MRE'de de kullanılır. Yakın zamanda, sıvı roket yakıtı sıkıştırmada da helyumdan faydalanılmaya başlandı.
3. Lityum (Li):
Seramik ve cam yapımında, pil üretiminde, yağlayıcı ve alaşım sertleştirici maddelerin bileşiminde, A vitamini sentezinde, nükleer santrallerde soğutucu görevinde ve roketlerde itici kuvvet sağlamada kullanılır. Katı elementler içinde en yüksek özgül ısı kapasitesine sahip olması nedeniyle, ısı iletiminde kullanılan sıvıların bileşiminde yer alır. Ancak, su ya da asit gibi çözücülerle karşılaştığında yüksek bir patlama ya da parlama özelliğine sahip olması ve özellikle sinir sistemi için zehirli etki göstermesi nedeniyle, dikkatli kullanılması gerekir. Bazı lityum bileşikleri, beyin rahatsızlıkları ve psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların içeriğinde yer alır.
4. Berilyum (Be):
Yüksek oranda ısı emebilme özelliği nedeniyle, hava ve uzay taşıtlarında, iletişim uydularında, nükleer santrallerde ve füze yapımında kullanılır. Ayrıca, hafif metal alaşımlarında, X-ışını tüplerinin pencerelerinde ve saat zembereklerinin yapımında da kullanılır. Yüksek bir erime noktasına sahip olması, hafifliği ve çelikten çok daha esnek bir metal olması nedeniyle, bilgisayar parçaları yapımında, jiroskoplarda ve inşaat sektöründe sık tercih edilen bir elementtir. Berilyumun bakır alaşımı da, kaynak yapımında, elektrik bağlantılarında ve elektrotlarda kullanılır. Zümrüt ve akuamarin, berilyumun değerli kristal formlarıdır. Berilyum ve tozları, zehirli olmalarının yanında, özellikle akciğerlerde kansere yol açabilmektedirler.
5. Bor (B):
Amorf bor, ayırt edici yeşil rengi için pirotekni (fişekçilik) alanında ve ateşleyici olarak roketlerde kullanılır. Tenis raketlerinin, nükleer santrallerde kullanılan regülatörlerin ve ısıya dayanıklı cam ürünlerinin yapımında da önem taşır. Borun en önemli ticari bileşiği, yalıtım amaçlı cam elyafının ve bir ağartıcı olan sodyum perboratın yapımında kullanılmaktadır. Diğer bor bileşikleri de, borosilikat camların yapımında kullanılır. Tekstil alanında önem taşıyan bir diğer bor bileşiğiyse, borik asittir. Elektriğe kaşı yalıtkan davranırken, bir metalinkine benzer ısı geçirgenliği gösteren boron nitrit bileşiği, aynı zamanda, karıştırıldığı herhangi bir maddeyi elmas sertliğine getirici özelliktedir. Titanyum ve tungsten ile birlikte kullanımı sonucunda, ağırlığı düşük ancak ısıya karşı dirençli alaşımlar elde edilir. Boron-10 izotopu, nükleer santrallerde ortamdaki nötronları hızla emerek tepkimeleri yavaşlatmak ya da durdurmak için, nükleer radyasyona karşı kalkan olarak ve nötron belirleyici aletlerde kullanılır. Yakın zamanda artrit (eklem iltihabı) tedavisinde kullanılmaya başlanan bor bileşikleri de umut vaat ediyor. Göz dezenfektanlarının bileşiminde de bor bulunuyor.
6. Karbon (C):
Tüm organik bileşiklerin yapısına giren karbon, sıvı yağların dehidrasyonunda (sudan arındırılmasında), ayrıca demir ve alaşımlarının işlenmesinde kullanılır. Çelik yapımında, nükleer tepkimelerin kontrolünde, lastiklerin renklendirilmesinde, plastik sanayinde, boya pigmentlerinin eldesinde ve yağlayıcı maddelerin yapımında da bu elementten yararlanılır. Kurşun kalemlerde kullanılan grafit formu ve elmas formu, karbon elementinin iki önemli allotropudur. Karbon-14 izotopu da, radyoaktif yaş tayininde kullanılır. Karbonun "fulleren" denen küre biçimli ya da "nanotüp" denen silindir biçimli molekülleri de, son yıllarda özellikle elektronik ve nanoteknoloji alanlarında devrimsel ilerlemeler sağlamaktadır.
7. Azot (N):
Standart sıcaklık ve basınç altında son derece kararlı olan ve atmosferin %78'ini oluşturan azot gazı, besinlerin ve kimyasalların saklanmasında kullanılır. Çok soğuk olan (-196°C) sıvı azotsa, çok düşük sıcaklıklarda gerçekleştirilmesi gereken dondurma işlemlerinde kullanılır. Sperm bankalarında spermlerin dondurularak saklanması, sıvı azotla gerçekleştirilir. Ticari olarak en çok değer taşıyan azot bileşiği amonyaktır (NH3). Güçlü bir çözücü olan amonyak, gübrelerin bileşiğinde bulunan ve plastik endüstrisinde de önemli yeri olan "üre" maddesinin eldesinde kullanılır. Azot, proteinler başta olmak üzere, organik bileşiklerin yapısında yer alan çok önemli bir elementtir. Azotun tüm bileşikleri, ya oksitleyici özelliktedirler, ya da güçlü birer reaktiftirler. Bu nedenle de, uygun koşullarda şiddetli tepkimeler verirler. Bunların arasında TNT (trinitrotoluen), ve amonyum nitrat sayılabilir.
8. Oksijen (O):
Bitkilerin ve hayvanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri, solunum gazı olan oksijenin (O2) varlığına bağlıdır. Atmosferin %21'i, oksijen gazından oluşmaktadır. Hastanelerde, solunum rahatsızlıkları gösteren hastaların tedavisi için de oksijen gazı sıkça kullanılır. Ayrıca çelik üretiminde, kaynak yapımında, suyun saflaştırılmasında ve beton eldesinde de oksijen kullanılır. Paslanma da, oksijenin varlığında gerçekleşir.
9. Flor (F):
Flor ve bileşikleri, uranyum başta olmak üzere, çok sayıda ticari kimyasalın üretiminde kullanılır. Hidroflorik asit, aydınlatma ampullerinin camları üzerine yazı yazılması işleminde kullanılırken; son yıllarda ozon tabakası üzerindeki zararlı etkilerinden dolayı üretimi ve kullanımı sınırlandırılmaya çalışılan kloroflorokarbon gazları (CFC) havalandırma ve soğutma aygıtlarında kullanılır. Teflon içeriğinde de flor yer alır. Diş macunları içeriğinde bulunan florit, belirli bir oranın altında olduğu sürece, diş çürüklerinin oluşumunu önler. Element halindeki flor, yüksek özgül itici gücü nedeniyle, roketlerde itici kuvvet sağlamak amacıyla denenmektedir.
10. Neon (Ne):
Akla gelen ilk kullanım alanı renkli reklam aydınlatmaları olsa da; yüksek voltaj göstergelerinde, paratonerlerde, dalga metre tüplerinde ve televizyon tüplerinde de neon kullanılır. Gaz lazerlerinin yapımında, helyumla birlikte kullanılır. Sıvı neon, günümüzde ticari olarak elde edilebilmekte ve soğutucu olarak kullanılmaktadır.
11. Sodyum (Na):
Eczacılık, tarım ve fotoğrafçılık alanlarında sıkça kullanılır. Sokak aydınlatmalarında, pillerde, cam yapımında ve sofra tuzu (NaCl) eldesinde kullanılan önemli bir bileşendir. Sıvı sodyum, nükleer santrallerde soğutucu görevinde de kullanılmaktadır. Dünya kabuğunun %2.6'sını oluşturan sodyum, dünyada en bol bulunan altıncı elementtir ve alkali metaller arasında da en bol bulunanıdır. Buna karşın, doğada element halinde rastlanmaz ve kuru sodyum kloridin (NaCl) elektrolizi yoluyla elde edilir. Metal hali, esterlerin (oksijenli asitler ve alkollerin tepkimesi sonucu oluşan maddeler) ve çeşitli organik bileşiklerin eldesi için önemlidir. Çeşitli alaşımların yapılarının kuvvetlendirilmesinde ve dökme metallerin saflaştırılmasında kullanılır. NaK alaşımı, önemli bir ısı ileticisidir. Sodyum elementinin diğer önemli bileşikleriyse soda külü (Na2CO3), kabartma tozu (NaHCO3) ve sodyum nitrattır (NaNO3).
12. Magnezyum (Mg):
Fotoğraf makinelerinin gövde ve flaş kaplamalarında, işaret fişeklerinde ve yangın bombaları başta olmak üzere pirotekni alanında yoğun olarak kullanılır. Alüminyumdan üçte bir oranında daha hafif olması nedeniyle, alaşımlarından uçak ve füze yapımında faydalanılır. Eczacılık alanında önem taşıyan bileşikleri de vardır. İtici özellikteki bileşiklerin yapısına katılır. Döküm demir yapımında ve uranyum başta olmak üzere çeşitli metallerin tuzlarından saflaştırılması işleminde kullanılır. Şömine tuğlalarının, aydınlatma ampullerinin, renk maddelerinin ve filtrelerin yapımında da yeri vardır. Yeşil bitkilerde bulunan klorofil yapısında da yer alır.
13. Alüminyum (Al):
Çeşitli mutfak aletlerinin ve dekorasyon malzemelerinin ana yapım maddesidir. Bakır, magnezyum ve diğer metallerle oluşturduğu alaşımlar, saf halinden çok daha güçlü özelliklere sahiptir. Bu nedenle de bu tip alaşımlar; hafif ancak güçlü metallerin gerek duyulduğu, başta füze ve uçak yapımı olmak üzere, her türlü alanda kullanılır. Teleskop aynaları kaplamalarında ve dekoratif kağıtların yapımında da bu elementten yararlanılır. Elektrik iletkenliği bakırın yalnızca %60'ı kadar olsa da, hafif yapısı nedeniyle elektrik iletim hatlarında kullanılır.
14. Silisyum (Si):
Silisyum ya da silikon, kullanım alanı en geniş olan elementlerden biridir. Kum ve kil formu, beton ve tuğla yapımında kullanılır. Yüksek sıcaklıklarda çalışma koşullarına çok dayanıklı bir elementtir. Silikat formuysa, mine, emaye ve çanak-çömlek yapımında önemlidir. Çeliğin bileşimine de katılır. Kusursuz mekanik, optik, termal ve elektriksel özellikler taşıyan en ucuz madde olan kum halindeki silika, camın da esas bileşenidir. Aşırı saf silisyum, bor, galyum, fosfor ya da arsenik ile güçlendirildiğinde; transistörler, güneş gözeleri ve doğrultucular gibi, elektronik endüstrisinde büyük önem taşıyan aygıtların yapımında kullanılan silikon karışımları elde edilir. Elektronik mikroçiplerin yapımında yarıiletken olarak kullanılır. Diatomlar ve radyolaryalar gibi omurgasızların dış iskeletlerinin yapısına katılması nedeniyle de, yaşamsal önem taşımaktadır. Bu dış iskeletler, daha sonra dibe çökerek, çeşitli kayaçların yapısına katılır. Bitkilerin ve insan iskeletinin yapısında da silisyum bulunur. Silikon karbid (SiC), bilinen en sert maddelerden biridir.
15. Fosfor (P):
Çeşitli alaşımların yapımına katılan fosfor, sodyum ampullerinin yapımında kullanılan camların eldesinde önemlidir. Fosforik asit, özellikle gübre eldesindeki kullanımıyla, son yıllarda tarım ve hayvancılıkta büyük önem taşır hale gelmiştir. Havai fişek, kibrit, deterjan ve diş macunu yapımında kullanılan fosfor, zararlılarla mücadelede kullanılan çoğu kimyasalın (pestisitlerin) bileşiminde de bulunur. Canlılarda hücre içeriğinin yaşamsal bir bileşeni olarak, özellikle sinir ve kemik dokuları için çok önemlidir. Kemik külünden elde edilen kalsiyum fosfat, kabartma tozunun yapısına katılan mono kalsiyum fosfatın eldesinde kullanılır. Trisodyum fosfat ise, suların yumuşatılmasında, temizlikte ve paslanmaya karşı kullanılan önemli bir fosfat bileşiğidir.
16. Kükürt (S):
Siyah barutun ve pillerin temel bileşenlerinden biri olan kükürt, mantar öldürücü kimyasalların (fungusitlerin) ve doğal kauçuğun yapımında kullanılır. Fosfat içerikli gübrelerin bileşimine de katılan kükürtün, ticari açıdan en fazla değer taşıyan bileşiği sülfürik asittir. Sülfit kağıdı başta olmak üzere çeşitli kağıtların yapımında, buharla dezenfekte işlemlerinde ve kurutulmuş meyvelerin ağartılmasında kullanılır. Yağların, vücut sıvılarının ve iskelet için gerekli minerallerin yapısında yer alması nedeniyle de, yaşamsal önem taşır.
17. Klor (Cl):
Dünyanın her yerinde, içme sularının dezenfekte edilmesinde kullanılır. Ayrıca, kağıt yan ürünlerinin, boya maddelerinin, tekstil ürünlerinin, petrol ürünlerinin, çeşitli ilaçların, antiseptiklerin, böcek öldürücülerin (insektisitlerin), çözücülerin, plastik ürünlerin ve çok çeşitli tüketim malzemelerinin eldesinde kullanılır. Kloroflorokarbonlar (CFC), kloratlar ve kloroform gibi çok çeşitli bileşiklerin yapısında yer alması nedeniyle, kimya endüstrisinde önemli yer tutmaktadır.
18. Argon (Ar):
Elektrikli aydınlatma ampullerinde ve floresan tüplerde kullanılır. Elektrik arklarıyla yapılan kesim ve kaynak işlemlerinde, ayrıca, silikon ve germanyum kristallerinin üretiminde koruyucu soygaz olarak kullanılır. Titanyum ve benzeri reaktif elementlerin eldesinde rol oynar. Radyasyon seviyelerini ölçen Geiger sayaçlarında da kullanılır.
19. Potasyum (K):
Bitkilerin gelişimi için çok önemli bir element olan potasyum, çoğu toprak tipinin bileşiminde yer alır ve gübrelerin yapısına da katılır. Cam, sabun, lens ve benzeri maddelerin yapımında, ayrıca yanıcı-patlayıcı maddelerin bileşiminde kullanılır. Sodyum ve potasyum alaşımı (NaK), iyi bir ısı ileticidir. Potasyumun çoğu tuzu, hem kimyasal hem de ticari açıdan önem taşır: örneğin, potasyum nitrat, potasyum karbonat, potasyum sülfat, vs.
20. Kalsiyum (Ca):
Toryum, uranyum ve zirkonyum gibi metallerin hazırlanmasında ve çeşitli alaşımların eldesinde kullanılır. Sıvı yağların dehidrasyonunda da kalsiyumdan yararlanılır. Canlıların kemik, diş, kabuk ve benzeri dış iskelet yapılarında yer alır. Bitkilerin bünyesinde de bulunur. Dünya kabuğundaki en bol beşinci element olması karşın, çok reaktif olması nedeniyle asla element halinde bulunmaz. Kireçtaşı, jips ve floritin yapısında da vardır.
Nutuğun yazarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı yazmaya başlamıştır.
Nutuk, Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.
Nutuk,1919’dan başlayarak 1927’ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.
1. Kuva-i Milliye Dönemi
Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır. Yeni Türk Devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.” demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.” Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir.
Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun’a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zarar görmüş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.
2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi:
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.
3. Cumhuriyet Dönemi :
Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir” cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet” söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.
Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir.
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.” Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.
Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım” demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir
Tüm dünyada globalleşme, hızlı teknolojik değişim, yeni oluşan pazarlar, müşteri beklentilerinin değişmesi sonucu ortaya çıkan ezici rekabet karşısında organizasyonlar daha stratejik düşünmek zorunda kalmışlardır. 1980’li yıllar öncesinde stratejik yönetim daha ziyade özel sektörün alanında sınırlı bir çevre tarafından uygulanırken, bugün çok sayıda organizasyon stratejik yönetimi araç olarak kullanmaktadırlar.
Stratejik yönetim, tüm organizasyonlarda, geleceğe yönelik amaç ve hedeflerin belirlenmesine ve bu hedeflere ulaşılabilmesi için gerekli işlemlerin tespit edilmesine, yeni, etkili stratejilerin geliştirilmesini, bunların planlanmasını, uygulanmasını ve kontrole imkan sağlayan bir yönetim tekniğidir. Bu tanım içinde vizyon, misyon, strateji ve aksiyon olmak üzere başlıca dört unvan bulunmaktadır.
Stratejik yönetimin, esasen bu dört kavramı içeren bir yönetim tekniği olduğu söylenebilir. Stratejik yönetimin en önemli özelliği organizasyonun hem kendi durumunu hem de organizasyon dışındaki çevrenin analizine imkan tanımasıdır. Aynı şekilde organizasyon dışındaki çevrenin de analiz edilmesi gerekir. İç ve dış durum analizi yapıldıktan sonra organizasyonun vizyon ve misyonu belirlenir, daha sonra da strateji ve aksiyon planları yapılır. Stratejik yönetimde aşağıdaki soruların analiz edilmesi büyük önem taşımaktadır.
1.Strateji nedir?
2.Strateji niçin oluşturulmalıdır?
3.Strateji ne zaman oluşturulacaktır?
4.Strateji oluşturularak nereye ulaşılması hedeflenmektedir?
5.Strateji nasıl oluşturulacaktır?
6.Stratejiler kimler tarafından oluşturulacaktır?
Hızlı değişim karşısında modern işletme yöneticilerinin başarılı olabilmeleri için, karşılaşacağı tehlikeler fırsatlar hakkında önceden bilgi sahibi olmaları, öngörüde bulunmaları gerekir. Bu nedenle, gerek dünyada, gerekse ülkemizde oldukça yeni bir yönetim tarzı olan stratejik yönetimin önemi giderek artmaktadır.
Ayrıca stratejik yönetim, değişme hızı oldukça yüksek olan çevre koşullarına adaptasyonu kolaylaştırdığı gibi, geleceğe yönelik en iyi alternatiflerin belirlenmesini ve bunları dikkate alarak mevcut kararlarda gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlar.
Stratejiye sahip olmayan bir işletme, amaçlarını açıkça ve kesinlikle saptayamaz. Amaç saptamak için gerekli hesapları yapamaz ve böylece yeni girişimlerine öncü olacak kurallardan yoksun kalır.
Stratejinin bulunmadığı işletmelerde kaynaklar etkin ve verimli kullanılamazlar. Çünkü maddi ve beşeri güçleri veya kaynakları ekonomik biçimde kullanacak derinliğine bir stratejik analiz yapılmalıdır. İkincisi uygun bir ürün-Pazar politikası yerine müşteri çoğaltma alanı geniş tutulacaktır. Belirlenmeyen bir strateji amaçları saptayarak faaliyetlerini ona göre düzenleyip, yararlı görünen şansları arayacak yerine, onları farkına varmadan geçiştirecektir. Böyle işletmeler hiçbir zaman belli bir mal ve Pazar üzerinde rekabet avantajına sahip olmayan, optimist düşünceden yoksun kuruluşlardı. Üçüncüsü önceden hiçbir hazırlık ve plan yapmadan, kararlarını günlük bilgiler üzerine kurmuşlardır. Bu nedenle piyasanın en önemsiz dalgalanmalarından ve tehlikelerinden de büyük ölçüde etkilenirler.
Strateji Yokluğunun Doğurduğu Olumsuz Sonuçlar
Ciddi bir stratejiye sahip olamamanın işletmeye getirdiği olumsuz sonuçlar aşağıdaki gibi açıklanabilir:
1) Stratejinin yokluğu işletmenin yapısından çevresine kadar her yerde kendini hissettirir. Böyle işletmeler nasıl araştırma ve analiz yapacaklarını bilemediklerinden pasif olarak kalırlar ve mücadeleleri de etkisiz olur.
2) Stratejiden yoksun işletmelerin yöneticileri gerçekçi olmak yerine kişisel düşüncelerini ve aşırı tutkularını uygulama eğilimine girerler. Bazı çekingen kişiliğe sahip olan yöneticilerde zarar ve risklere aşırı değer biçerek o işi kafi derecede denemeden veya ele almadan bırakırlarken, gözü pek kişiliğe sahip yöneticiler de maliyet ve risklerin önceden iyi bir hesabını yapmadan risklere düşüncesizce atılarak işletmeleri tehlikeye sokarlar.
3) Sosyal fırsatların ve gelecekte ele geçirilecek iyi şansların değerini ölçme kriterinden yoksun olunacağından ya zamansız yatırım yapma eğilimine giderler veya kısa süreli program ve bütçelerin etki ve baskıları nedeniyle yatırımdan vazgeçerek bu fırsatları boşuna harcarlar.
4) Devresel değerlemelerin yokluğu nedeniyle işletme ürün hayat eğrisinin gelişimini takip etmeksizin ya ömrünü tamamlamış ürünlerin üretimine devam eder, veya en verimli devresinde olan ürünlerin üretimine kaynaklarını yatırma bilgisinden ve güvenliğinden yoksun kalır.
5) İşletme ileride meydana gelecek bazı değişiklikleri bilemediği veya göremediğinden bu değişikliklere önceden hazırlanmış olamaz.
Strateji yokluğunun en büyük tehlikeleri özellikle endüstri işletmelerinde görülecektir. Çünkü stratejinin en önemli fonksiyonu üretim, pazarlama ve ar-ge departmanları arasında enerji kurmaktır. Stratejinin yokluğunda departman yöneticileri karşılıklı olarak birbirlerine zıt bir tutum içinde bulunacaklardır.
Stratejik Yönetime Sahip Olmanın Yararları
İyi bir stratejiye sahip olmanın en büyük yararı pişman olunacak kararlar almanın riskleri minimuma indirmesinde görülebilir. Büyük işletmelerde bağlı kuruluşlar arasındaki sinerji kolayca sağlanamadığından, çeşitlilik ve farklılaştırma (ürün Pazar açısından) sadece bir tek üretim kaynağı tarafından yapılmadığından özellikle holding türü şirketlerde stratejik ihtiyaçlar daha az geçerli ve koruyucudurlar. Çünkü bu tip sermaye şirketlerin içindeki bağlılık ürün ve Pazar yönünden, daha ziyade serme yönündedir(finansal bağlılık). Fakat her holdingin uzun süreler için birtakım amaçları kesin olarak hesap edip saptaması gerekir. Bu tür şirketler, faaliyet sahası ve rekabet avantajı bakımından kendilerine uygun düşen bağlı kuruluşları tercih ederler. Ayrıca geniş bir esnek seçim yolunu tutarak arzu edilmeyen bağlı kuruluşları elden çıkarma yolunu tutarlar. Aşağıdaki tabloda Ansoff’un belirlemiş olduğu stratejik öğeler yönünden farklı şirketlerin stratejik ihtiyaçlarını görmekteyiz. Tabloda görüleceği üzere stratejiye en az bağlılık duyan işletme tipi sadece kapitali üzerinden belli bir yüzde karlılığı düşünen yatırım şirketleridir. Bu tip şirketlere örnek olmak üzere yatırım bankalarını ve gayrimenkul şirketini gösterebiliriz. Bu tip kuruluşların finanse ettiği işletmelerin olanaklarını az çok bilmesi ve kendi amaçlarını saptaması yeterlidir. Bu tablodan anlaşılacağı üzere ancak strateji gereksinimi endüstri işletmelerinde ortaya çıkmaktadır.
Stratejik yönetimin amacı organizasyonun gelecekteki performansının arttırılması, karlılık ve verimliliğin yükseltilmesidir. Stratejik yönetim geleceğe yönelik vizyon oluşturulmasını amaçlar. Sonra bu vizyona ulaşabilmesi için misyon belirlenir. Ayrıca amaca ulaşmak için stratejiler ve aksiyon planları oluşturulmalıdır.
Stratejik yönetim esasen üst yönetimi ilgilendiren bir konudur. Stratejik yönetimin başarısı için stratejik yönetim sürecinde görev alacak yönetici uzman ve danışmanların belirlenmesi önem taşımaktadır.
Stratejik yönetim organizasyonun dış ve iç çevresini değerlendirmeye imkan veren bir yönetim tekniğidir.
Stratejik yönetim, organizasyonun kendi iç yapısındaki güçlü ve zayıf yönlerin analiz edilmesine imkan sağlar. Ayrıca organizasyonun diğer organizasyonlar karşısındaki durumunu tespit etmeye imkan sağlar.
Stratejik yönetim organizasyonun gelecekle ilgili faaliyetlerinin planlanması, örgütlenmesi, koordinasyonu, uygulanması ve kontrol edilmesine yarar sağlar.
Stratejik yönetim stratejilerin oluşturulması ve seçiminde rekabet ve portföy analizlerinden yararlanır. Portföy analizleri yapılarak, organizasyonun kalma yada pazardan çekilme başka şirketlerle birleşme vesaire konularda daha rasyonel karar vermesi amaçlanır.
Stratejik yönetim; stratejik düşünmeye yardımcı olur. Bu çerçevede en doğru strateji ve taktikler belirlenmeye çalışılır ve bunlar uygulanır.
Stratejik yönetim organizasyondaki problemlerin en etkin bir şekilde belirlenmesi ve çözümüne yardımcı olur. Bu çerçevede, toplam kalite yönetimi tekniklerinden geniş ölçüde yararlanılır.
Stratejik Yönetim Düzeyleri ve Stratejik Yönetim Düzeylerine Göre Strateji Tipleri
- Çağımızdaki işletmelerin en önemli sorunu değişen çevre koşullarına süratle uyum sağlamaktır. Uyum sağlayabilmek için çevre koşullarının yarattığı avantaj ve dezavantajların en kısa zamanda ve sağlıklı bir şekilde belirlenmesi gerekir. Bu da “Stratejik Yönetim” ile sağlanmaktadır. Ancak stratejik yönetim geleceği planlamaz, sadece işletme için geleceğe yönelik en iyi alternatifleri saptamayı ve bu alternatifler doğrultusunda mevcut kararlarda düzeltmeler yapmaya imkan verir. Bu bilgilerin ışığında stratejik yönetimin temelini oluşturan stratejinin, tepe yöneticilerin görevlerini kolaylaştırıcı bir niteliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz.
- Bir işletmede yönetici, karar verirken herhangi bir olay karşısında çeşitli alternatifleri düşünerek birtakım sonuçlara varacaktır. Alınan kararları ise stratejik kararlar, yönetsel kararlar, ve işlemsel kararlar olmak üzere 3 gruba ayırabiliriz.
- Stratejik kararlar işletmenin çevresiyle olup tepe yöneticiler tarafından alınır. Yönetsel kararlar işletme kaynaklarının optimum bir düzeyde kullanımı ile ilgili olup, bunu gerçekleştirecek organizasyon yapısının kurulması ve kaynakların tedariki konularını içerir.
İşlemsel kararlar ise, işletmenin belirli bir faaliyet alanında temin edilecek veya elden çıkarılacak kaynakların belirlenmesine ilişkin kararları içermektedir.
- Bir işletmede stratejik kararlar, yönetim kurulu üyeleri, genel müdür, genel müdür yardımcısı, planlama yöneticileri ve işletmenin danışmanları tarafından, diğer bir ifadeyle tepe yöneticileri tarafından alınmaktadır.
- Bir işletmede saptanan stratejileri işletmenin yönetim kademelerine göre belirlemek mümkündür. Dolayısıyla stratejilerin bazılarını organizasyonun üst kademesinde, bazılarını SBU adı verilen stratejik iş birimi düzeyinde, bazılarını ise organizasyonun alt kademelerinde saptamak mümkündür. Şirket yönetimi düzeyinde saptanan stratejilere işletme stratejileri, fonksiyonel yönetim düzeyinde saptanan stratejilere ise fonksiyonel stratejiler denir.
Şirket Stratejisi
Farklı işletmeler ve değişik iş gruplarına sahip bir şirketin bir bütün olarak stratejisini ifade eder. Bir holding stratejisi bunun en güzel örneğidir. Bu seviyedeki bir strateji işletmelerin tamamını kapsadığı için bir bütün olarak şirketin tanımlanmasıyla ve alt işletmelere veya stratejik iş birimlerine kaynak dağılımının yapılmasıyla ilgilidir. Bu tür bir stratejiyi ayrıca, fonksiyonel bölüm politikaları, yeni yatırım kararları ve işletmelerin mamül/Pazar stratejilerine yönelik kararları da içerir.
İşletme Stratejisi
İşletme stratejisi belirli bir sanayi kolu veya mamül/Pazar bölümünde nasıl rekabet edileceği ve ne tür faaliyetler yapılacağı ile ilgilidir. Rekabet sorunlarıyla daha çok uğraştığı için de işletme seviyesinde sırasıyla kaynak dağılımı ve mukayeseli üstünlükler ile sinerji konularına ağırlık verir. Özellikle mamül veya Pazar geliştirme ve çeşitlendirme kararlarına yöneliktir. Bu strateji şirket stratejisi doğrultusunda belirlenirken, işletme bölümlerine ait politika ve kararlara da rehberlik eder. Başka bir ifadeyle bir işletme içindeki bölümlerle ilgili kararların koordinasyonu bu kademedeki stratejilerle gerçekleşir.
Fonksiyonel Strateji
Bu strateji ise işletme içindeki fonksiyonel bölümlere ait kararlardan meydana gelir. Bunlara “taktik” adı da verilir. Daha çok kullanılan kaynakların verimliliğinin arttırılmasına yöneliktir. Bu seviyedeki strateji bir fonksiyon içindeki faaliyetlerin koordinasyonunu sağlar ve daha çok uygulamaya yakın bir karar kuralıdır.
Rekabet üstünlüğü ve sinerji, bu seviyede iki önemli strateji öğesi olarak ortaya çıkar. Bu üç seviyedeki strateji arasında oldukça sıkı bir ilişki vardır.
- Stratejileri daha değişik açılardan çeşitli biçimlere ayırmak olanaklıdır.
I. Kapsamına Göre Stratejiler : Bunları da çeşitli gruplara ayırabiliriz. Bazı stratejiler temel stratejilerdir. Bunların kapsamı çok geniştir. Bazılarına ise program stratejileri denir. Bunlar temeldeki stratejileri uygulamak amacı ile belirlenen tali stratejilerdir.
II. Örgüt Kademelerine Göre Stratejiler : Stratejiler örgüt kademelerine göre de sınıflandırılabilir. Bazı stratejiler en üst yönetim kademesinde belirlenirken bazıları ise bölüm yöneticileri düzeyinde belirlenir.
III. Maddesel Olan veya Olmayan Kaynaklarla İlgili Strateji : Strateji maddesel olan veya olmayan kaynaklarla ilgili olmasına göre de çeşitlendirilebilir. Birçok stratejiler işletmenin sahip olduğu maddi kaynaklarla ilgilidir. Bundan başka yöneticiler, bu çeşit stratejiler; yöneticilerin yönetim stili, düşünme biçimi , işletmenin sosyal sorumluluklarıyla ilgili olabilir.
IV. Amaçlara veya İşlevlere göre Stratejiler : Stratejiler amaçlara veya işlevlere göre de belirlenebilir. Örneğin birçok işletmelerde büyüme bir strateji olarak belirlenebilir. Örneğin bazı stratejiler halen içinde bulunulan pazara daha fazla girmek yönünde, bazıları değişik mal üretmek bazı stratejiler ise ürünleri geliştirmek yönündedir. İşlevlerine göre ise finans stratejilerini krediler, fonların kaynakları vb. alanlarda stratejiler belirler.
V. İşgören Stratejileri : Yöneticilerin işgören stratejileri vardır. Bu stratejiler işletmelerin yüksek kademeleri için özellikle önemlidir. Bu stratejiler yöneticilerin değer yargılarını, işleri benimsemesini ve altında çalışan kişileri nasıl yöneteceğini etkiler.
Strateji Belirlemede Yaklaşımlar
- Stratejiyi belirlemek, stratejiyi gözden geçirmek veya stratejinin geçerliliğini sağlamak sadece ekonomik analiz ve kişisel değer sistemiyle karşılaştırma yoluyla sağlanmamaktadır. Karmaşık ve tekrarlanan bir sürece dayalı bir dizi faaliyet gerektirir. Ayrıca işletme sorunları her zaman sayılarla ifade edilen finansman kavramıyla analiz edilmemekte, bazı özelliklerin sayılarla ifade edilmesi ve model haline getirilmesi olanaksız olmaktadır. Bu nedenle strateji belirlemede sadece sayıları kullanan yaklaşımlar değil, değişik özellikleri birleştirecek yöntemler etkili olmaktadır.
Stratejiyi belirlemek için başvurulan yaklaşımları;
a. Biçimsel Planlama Yaklaşımı
b. Kuvvet-Davranış yaklaşımı şeklinde belirtebiliriz.
a) Biçimsel Planlama Yaklaşımı :
Biçimsel planlama yaklaşımı, karşılaşılan sorunun incelenmesi, geçmiş kayıtların araştırılması ve geleceğin tahmini temeline dayanır. Burada hedeflere ilişkin sistematik çalışmalar yapılır. Önemli olan iç durumun analizidir. İşletmenin sorunları kuvvetli, kuvvetli yönleri, zayıf noktaları ve üstünlükleri araştırılarak formel bir şekilde stratejide yansıdır. Bu amaçla gerçekleştirilen çalışmalarla;
- Halen üretilmekte olan ürünlere ilişkin tahminler yapılır.
- Kar, satışlar ve yatırım gereksinimleri konusunda ileriye dönük projeksiyonlar gerçekleştirilir.
- İşletmenin dış durumu ve çevresi analiz edilir. İş olanaklarına ve ortaya çıkardığı sakıncalar belirlenir.
- İşletmenin daha alt kademelerinde yapılacak planlarda kullanılacak değerler veya miktarlar bir aralıkta veya geniş tutulacak bir şekilde belirtirler,
- Beklenen sonuçları ile gerçekleşen sonuçlar arasındaki fark belirlenir ve değerlendirilir.
- Seçenekler, sınırlar ve uzun dönem iş olanakları değerlendirilir. İşletmedeki bölümler tarafından yapılan planlar gözden geçirilir, özetlenir, onaylanır ve bu planlara bağlı olarak uzun dönem bütçeleme çalışmaları başlatılır. Uygulamalar izlenir ve karşılaştırmalar yapılır.
b) Kuvvet-Davranış Yaklaşımı :
Kuvvet-Davranış yaklaşımında stratejiyi belirlemek ve yaklaşımın gerektirdiği aşamaları zaman boyutuna göre açıklamak hedeftir. Bu yaklaşım işletmenin gelecekte istenen durumunun ne olacağını belirleme üzerinde durur. Strateji, kuvvet ve davranışsal öğeler bakımından işletmenin gelecekteki yapısı ortaya konulur. İşletmenin çok amaç taşıyan ve kuvvet gösteren yapıya sahip olduğunun anlaşılmasını sağlamaya yönelir. Pazarlık süreci ve tahmin kaynaklarına yer verir. Yaklaşım koalisyon kavramından da yararlanır. Beşeri gereksinimlerin görülmesi ve en az ortak noktaların belirlenmesiyle uyum sağlanan boyutu yansıtılır.
- Strateji sonuçları etkili ve riskli olabilen seçimlerdir. Bireyler ve işletmeler ortamın kararlı olduğu, çevre koşullarının hızlı değişmediği, rekabetin yoğun olmadığı durumlarda ayakta kalabilir ve başarıya da ulaşabilirler. Günümüzde ise kamu veya özel hiçbir sektör ve organizasyon için bu durum söz konusu değildir. Buna göre strateji ve stratejik yönetim girdaplı bir sel akışına kapılmış olan günümüz kuruluşlarının en az zarar görerek hedeflerine ulaşmasına sağlayacak bütün kural ve yaklaşımlardır. Bunu gerçekleştirebilmek için strateji üretme durumunda olanların aşağıdaki koşulları sağlamaları gerekmektedir.
• Rekabetçi süreçlerin yapı ve koşulları konusunda yoğun bilgi ve deneyim sahibi olmak.
• Bu bilgiyi yaşanan olaylarla bütünleştirebilmek ve neden-sonuç ilişkilerini kavrayabilmek.
• Alternatif davranış biçimlerini oluşturabilecek hayal gücüne sahip olmak ve sonuçları düşünsel olarak oluşturup analiz edebilmek.
• Güncel ihtiyaçları aşan kaynaklara sahip olmak ve bunları stratejik hedeflere ulaşabilmek için yatırıma dönüştürebilmek.
Computer Technology and Information Systems ( CTIS)
Arkadaşlar CTIS Bölümünde okuyan birisi olarak bazı konularda aydınlatmak isterim sizi.
CTIS bölümü Bilkent Üniversitesi doğu kampüsünde uygulamalı teknoloji ve işletmecilik yüksekokulu bünyesinde yer alıyor .Bölümün yüksekokulda olması kalitesiz bir eğitim anlamına gelmiyor. Yüksek okul dediğimiz aslında uygulama ağırlıklı eğitim veren bölümlerin bulunduğu yerlerdir.
Zaten applied school bunun aslıdır ki uygulama okulu demektir.
Uygulama ağırlıklı eğitim almak ne gibi avantaj sağlar?
Turizm ve Otelcilik gibi bölümlerde olmazsa olmazdır uygulamalı eğitim. Teoride kalan bir eğitimle mezun olduğunuzda apışıp kalırsınız. CTIS öğrencisi olduğunuzda bilgisayar mühendisliğinin 20şer günlük yaz stajlarına karşın 40ar günlük yaz stajlarınız olacak ayrıca 3. sınıf 2. dönemde 4 ay süren bir stajınız olacak. Bu stajlardan sonra öğrenciler staj yaptıkları yerlerden iş teklifi alabilmektedirler. Çok iyiyseniz kimi arkadaşlar gibi 2. sınıftan itibaren Siemens gibi bir şirkette yarı zamanlı yazılım mühendisi olmaya bile başlayabilirsiniz. Genellikle öğrenciler endüstri stajlarından sonra iş teklifleri alıp bu öğrencilerin bir kısmı bu şirketlerde part time oalrak çalışmaya başlmaktadır. Uygulama ağırlıklı bir eğitim vermesi demek, siz daha mezun olmadan iş hayatına hazır olmanız anlamına gelir.
Bölüm mezunları ne gibi ünvanlar alırlar?
Öncelikle diplomanızda bir bilgisayar mühendisi yazmayacağını bilin. Bu ünvan devlette çalışmak istediğinizde düşünmeniz gereken bir kriter. Bölüm iş hayatına yönelik olarak bir eğitim veriyor ve mezunların birçoğu özel sektörü tercih ediyorlar. Mezun olduğunuzda çalıştığınız görevlere göre yazılım mühendisi, sistem mühendisi, network uzmanı veritabanı yöneticisi, kontrat uzmanı vs gibi unvanlar alırsınız.
Türkiye'de Bilgisayar Mühendisliği olarak bildiğimiz bölümün ABDdeki karşılığının Computer Engineering değilde Computer Science olduğunu belirtmek isterim.
C.s. yazılım ağırlıklı bir bölümken C.e. donanım ağırlıklıdır.
Bilgisayar Mühendisliği ve Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri B.S. (Bachelor of Science) diploması verirler.
CTIS öğrencisi isterse seçmeli derslerini Bilgisayar Müh. bölümünden de alabiliyorlar. Bilgisayar Müh. yüksek lisans yaptıklarında devlet kurumlarında da aynı pozisyonlarda iş bulabiliyorlar.
CISCO CCNA kapsamında 2 dönemlik network dersleriniz var ayrıca bu alanda cisco 3-4 derslerini de seçmeli olarak alırsanız Cisco sertifika sınavına girebiliyorsunuz. Seçmeli dersler olarak çok ilginizi çekebilecek Robotics (robot programlama) derslerini de alabiliyorsunuz.
Calculus, Fizik, Biyoloji gibi dersler yerine Ayrık Matematik denilen,matematiğin bilgisayarda kullanılan kısmını öğreniyorsunuz. İşletmeye giriş ve ekonomi dersleri de alıyorsunuz. Seçmeli derslerinizi işletme alanından alıp İşletme masterı da yapabilirsiniz.
Bölüm mezunu öğrenciler yükseokul olmasının getirdiği avantajla girdikleri firmalarda kendilerini çok rahat gösterip yükselebiliyorlar.
Mezunlar, Microsoft (ABD), Siemens, Google, Aselsan, Havelsan, Aydın Yazıslım, Milsoft, Meteksan vs gibi çeşitli firmalarda değişik pozisyonlarda çalışabiliyorlar. Bölümün verdiği uygulama ağırlıklı eğitim sayesinde öğrenciler gittikleri Microsoft, Google, Siemens gibi yerlerde aranan kişiler oldular.
Eğitimin ingilizce olması, başarılı öğrencilerin Microsoft gibi bir firmada yazılım mühendisi olarak çalışabilmesi için olmazsa olmazlardandır.
Bölüm mezunları Microsoft gibi tanınmış şirketlerde yazılım mühendisi olarak kendilerini ispatlamış ve aranır olmuşlardır.
Kısacası aldığınız eğitimin boşa gitmeyeceği, ben bunu niye öğrendim demeyeceğiniz derslerden olabildğince uzak, bilgisayar açısından çok yoğun bir eğitim almak için, daha mezun olmadan iş hayatında yer alabilmek için CTIS bölümü çok iyi bir seçenek.