Yükleniyor ...Eklenme February 24
Yalnız olduğum, işten eve geç geldiğim zamanlar yemekle uğraşmak istemiyor, dışarıda hallediyorum. Ancak artık dışarıda yemek yemek benim için maddiden öte manevi bir eziyete dönüşmüş durumda. Nerede olduğunuz fark etmiyor, bir kahvaltıcı, bir tost&ccedi...
Eklenme February 24
Upuzun bir balkon. Tam karşımda. Hep dolu, hep tıklım tıklım. Çiçekler, poşetler, masalar, sandalyeler, koliler, kutular, fırınlar, ızgaralar… Kalabalık evlerin kendinden taşan kalabalıkları. Geçtiğimiz gün bir dolap aldılar o balkona. Kalabalıkların bir ...
Eklenme February 24
Yine neredeyse her satırını çizdiğimiz bir Alain De Botton kitabıyla daha beraberiz sayın okur. Seçtiği konularla okuru böğründen vurma ustası De Botton’un son kitabının konusu din. Ateistler için Din, dünyada ilk kez Türkiye’de, ...
Eklenme February 24
Eskiden “yapılı saç” diye bir şey vardı. Kuaföre gittiğiniz, harcadığınız vakti, parayı belli eden yapılı saç. Ne olduysa oldu artık “kuaföre gitmemiş gibi duran saç” var, kuaförden dönüşte kafayı eğip tokaları sökmek s...
Sutyen renginden sarmaya sosyal sorumluluk
Eklenme February 24
Geçen seneden beri sosyal medyada devam eden, sosyal sorumluluk hareketi olduğunu sanan bir hadise var. Meme kanserine dikkat çekmek için, kadınlar ilk olarak toplu halde facebook statülerine önce sutyenlerinin rengini yazdılar. Erkeklerin konuya dahil edil...
Aşkları da devralır mı,
kalp nakli yaptıranlar?
Yılmaz Erdoğan
Benim okulumda okudun
Kaldın bütün derslerden
Kanat notum da kurtaramadı
Eylül’de geldin olmadı
Sınıf tekrarında yine denedik
Yine kaldın
Atıldın
Ne yaptıysam uzak tutamıyorum ki
Dışarıdan bitiriyorsun beni.
Sana uzak kentlerden birinde
Zamanın bir yerinde
Seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
Seni seviyordum ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan
Kulağının arkasına düşüşü ve burnun
Herkesten başkaydı işte
Güldüğün zaman yukarıya bakardın
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı
Ne güzeldiler
Sen bilmiyordun ben seni seviyordum
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi
Herşeyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyor
Ve bazen, tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk
Ufuk çizgisi maviydi, günbatımı hep turuncu
Ve kırmızıydı bütün karanfiller
Ben seni seviyordum sen bilmiyordun
Sevinçlerim oluyordun ara sıra
Sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun
Bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
Derken birgün uzaktan gördüm seni
Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak
İşte yine aynı
Kalbimi acıttın her zamanki gibi
Değiştik sanıyordum. ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri
Kimbilir
Yada boşver
Bilme en iyisi
Ben aynı İstanbul, gri ve yağmurluyum
Her halimi
Mevsim normalleri diye anlatıyor haber bültenleri
İç çekiyorum dalgınlıkla
Herkese başka rüzgar
Dar bu Marmara bana
Dünyada sayılı diyorlar benim için
Herkes birbirine beni anlatıyormuş
Beni hiç dinlemeden
Sis basıyor işte o zamanlar
Adalarımı göremiyorum
Göremedikçe hüzün
Aslında ordalar bilmez miyim
Ama hiçbir bilgi lazım olmadı kalbime
Adalarım görünmüyor işte sisten
Her hüznümü saklıyorum sizden.
Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
Dilimde Ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sükut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.
Ustam!
Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden,
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan,
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden.
Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır,
Zulüm tanır,
Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır.
Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun,
Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne...
Serkan Uçar