Yükleniyor ...Eklenme February 24
Ntvmsnbc'de yer alan habere göre dünyaca ünlü fotoğraf ekipmanı üreticisi Eastman Kodak iflas başvurusunda bulundu. Gerçi iflas başvurusu henüz kabul edilmiş değil. Ayrıca bir forumda yakında zamanda Kodak ürünü alanların, herhangi bir iflas durumu...
Kendi Sisteminin en ‘sağlam’ olduğu iddia edilen BTK hacklendi
Eklenme February 24
Türkiye’deki internet denilince ilk akla gelen kurumlarından birisi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de siber saldırılar konusunda sistemine en çok güvenen kurumlardan birisi de olan BTK, ne yazık ki Anonym...
Home Store Ülke Dışına Açılıyor
Eklenme February 24
Bir zamanlar vardı lüks giyim dediğimizde ilk başta aklımza gelenler arasında var olan Home Store, yeniden yapılandı ve yapılanmanın sonrasında mağazalarına herkesin girebileceği bir konsept üretmiş oldu.Böylelikle Mağazalaşma atağı başlatmış ...
Eklenme February 24
Arkadaşlar son zamanların en konuşulan filmi fetih 1453 filmini izleme fırsatım oldu şimdi sizlerle izlenimlerimi paylaşayım. Film görsel efekt ve ses muhteşem ama filmde ulubatlı Hasanın aşkını ön plana çıkartmış olmaları ,ayrıca b ecdadımızın filminde öpüşme sahneleri...
Eklenme February 24
Bugün 14 şubat sevgililer günü peki nedir sevgililer günü nereden gelmiştir detaylı bilgileri okuyunuz. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi’nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak orta...
Cliff Lee Burton (d. 10 Şubat 1962 – ö. 27 Eylül 1986), thrash/heavy metal grubu Metallica'nın ikinci bas gitaristidir. Gruba 1982 yılında Ron McGovney'in yerine katılmıştır. Heavy metal müziğin en iyi basçılarından biri olarak görülür.
İsveç'te gerçekleşen bir konserden dönerken yolun buzlanması nedeniyle kayan tur otobüsünden dışarı fırlayarak hayatını kaybetmiştir. Hayatı ve trajik ölümü birkaç şarkıya konu olmuş ve Billy Sheehan, Les Claypool, John Myung gibi müzisyenlerin tarzlarını etkilemiştir. Metallica bu basçısına ...And Justice for All albümünden 9:49'luk bir bölüm ayırmış ve "To Live is To Die" şarksını ona ithaf etmiştir. Bu şarkıda doğumdan ölüme kadar hayatı sadece melodiyle ve sonlara doğru bir kez söylenmiş bir dörtlükle "metalci ağıtı" şeklinde anlatılmıştır
Hayatı
Clifford Lee Burton, 10 Şubat 1962'de San Francisco, Kaliforniya'da doğdu. Anne ve babası (Jan ve Ray) iki San Francisco hippisiydi. Cliff de imajını anne ve babasından almıştır. Kendine ait bir stili vardı. 1972 model bir VW station vagon kullanıyordu, kemer takıyordu, H. P. Lovecraft okuyordu, piyano dersleri almıştı ve hatta yüksek okula gitmişti. Cliff, "Faith No More" gitaristi Jim Martin ile San Francisco'nun yakınlarında büyümüştü. O Clint Eastwood ve E. F. Hutton arasında bir kişilikti.
Metallica öncesi kariyeri
Motörhead'den Lemmy Kilmister, Rush'tan Geddy Lee, Geezer Butler (Black Sabbath) ve Caz bas gitaristi Stanley Clark etkilendiği gitaristler; Bach, Pink Floyd, The Misfits, Samhain, ZZ Top, Thin Lizzy, R.E.M., Aerosmith, Black Sabbath, Velvet Underground ve Judas Priest etkilendiği besteciler ve gruplar olmuştur.
Metallica'dan önce çaldığı gruplar, Easy Street, Agents Of Misfortune ve Trauma 'dır.
Metallica ve Cliff
1982'nin sonlarına doğru Metallica'nın ilk basçısı olan Ron McGovney'in görevinde yeterince iyi olamadığına karar verildi. O sıralar Metallica düşüşe geçmişti. Solist James Hetfield artık şarkı söylemek istemiyordu, çünkü bu işi iyi yapamadığını düşünüyordu. Bu yüzden sadece ritim gitar çalmak istiyordu.
Cliff 1982 yılının Ağustos ayında keşfedildi. Lars ve James, Cliff'i San Fransisco'da bulunan Whiskey A Go Go adlı barda çalarken fark ettiler. Lars ve James, Cliff'in bas gitar çalışından gerçekten de etkilenmişlerdi.
Bundan sonra, Metallica Cliff'i gruba kazandırmak için tam anlamıyla büyük bir kovalamaca başlattılar. Burton grup için şehir değiştiremeyeceğini söyledi. Bunun üzerine grup San Fransisco'ya taşınma kararı aldı.
Metallica bütün problemleri ile San Francisco'ya taşındı. Metallica'nın Cliff ile ilk çalışması ses düzenleyicisi Mark Witaker'in evindeydi. O sırada James ve Lars o evde kalıyorlardı. 5 Mart 1983'te 4 şarkılık bir demo kaydettiler. Cliff, Metallica ile ilk kez The Stone'da (San Francisco) çaldı. Böylece "3 iyi Metallica yılı" başlamış oldu.
O zamanlar 1986 Metallica'nın yılı olacak gibi görünüyordu. Metallica'nın 3. albümü Master Of Puppets gerçekten de müzik dünyasında bir fırtına gibi esti ve Metallica'yı metal müzik dinleyenler çevresinde bir bakıma sanal yıldızlar durumuna getirdi. Sonunda Metallica başarmıştı ve kimse onların yükselişini durduramaz gibi görünüyordu; ancak Cliff'in ani ölümüyle herkes şok yaşadı.
Kişiliği
Cliff, San Francisco'da ailesi ile yaşadı ve Metallica'yı zirveye taşımak için 3,5 yıl boyunca çok çalıştı. 1982'de Ron McGovney'in yerine geçen Cliff sahnedeki performansıyla, dört bir yana savrulan saçlarıyla ve demode giysileri ve imajı ile kendi markasını yaratmış oldu. Daima kot ceket ve kot pantolon giyerdi. Eğer hava soğuksa bir gömlek giyerdi.
Sahne dışında, sahnedeki agresif ve vahşi görünümünün tam tersine sakin bir California'lıydı. Şaka yeteneği, bas soloları ve sahnedeki sunumu gibi çok iyiydi. O,grubun sahnedeki görselliğiydi ve sahnedeyken adeta vahşiye dönüyordu. Cliff ayrıca Metallica'nın şarkı sözü yazılımında da büyük rol oynadı. Kirk gibi o da H. P. Lovecraft hayranıydı.
Cliff'in ne kadar sinirlerine hakim ve harika bir insan olduğunu gösteren bir olay 1985'de Castle Donnington Festival'i (17 Ağustos 1985) sırasında yaşandı. Seyircilerden biri sahneye bir armut attı ve bu armut Cliff'in bas gitarına çarptı. Cliff gitarına çarpan armutu aldı ve iki ısırık aldıktan sonra seyircilere geri fırlattı.
Cliff ayrıca oldukça iyi ve kabiliyetli bir soloist idi. "Anesthesia"'daki distortion ve wah-wah pedalını kullanması grubun canlı performanslarındaki en önemli olaylardan biriydi. Daha önemlisi Cliff iyi bir insandı ve herkes tarafından sevilen biriydi. Cliff ne kadar yorgun olsa da gider grup hayranlarıyla konuşurdu. O kesinlikle grup elemanlarından olduğu kadar hayranları tarafından en fazla övgü toplayan kişiydi.
Ölümü
Cliff, İsveç'te bir konserden dönerken yolun buzlanması nedeniyle kayan tur otobüsünden dışarı fırlayarak 27 Eylül 1986'da, 24 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Ölüm anı şüphelidir, çünkü camdan fırladığında yaralanmamış, otobüsün ona çarpmasıyla ciddi yara almış, bununla birlikte otobüsü kaldıran vinç de onun ikinci defa yaralanmasına neden olmuştur. Vokalist James Hetfield, otobüs şoförünün alkollü olduğunu ve dikkatsizlik yüzünden kazanın meydana geldiğini söylemiştir.
Bir rivayete göre ' Cliff, ölümü ile ilgili otobüs kazası akşamında Kirk Hammett ile üst ranza'da yatmak için kart çekişirler, Cliff'in Maça As'ı seçmesi, üst ranza'da yatmasını sağlar. Farklı bir seçim olsaydı şuanda Cliff yerine Kirk ölmüş olabilirdi. '
Ayrıca ölümünden sonra kendisine ait olan Kurukafa yüzüğü 'nü James Hetfield devralmıştır.
Kerry Livgren (gitar) ve Phil Ehart (bateri) tarafından kurulan iki grubun birleşmesiyle büyük bir grup kuruldu. Kerry'nin grubunun ismi "Saratoga" ve Phil'in grubunun ismi "White Clover" idi. Daha sonra bu iki grubunun birleşmesiyle grubun ismi "Kansas" oldu.
Kansas sıradan bir rock grubu olarak kurulmasına rağmen çabuk bir şekilde 70'lerin progressive grupları Genesis, Yes, King Crimson'a benzediler. Özellikle 1970'li yıllarda büyük başarılara imza atan grup "Carry on Wayward Son, Dust in The Wind" gibi hitlere imza attılar ve tüm rock müzik dinleyenler tarafından sevilir hale geldiler.
Kansas'ın müziğinde bir çok müziğin karışımı yer alıyor diyebiliriz. İngiliz progressive rock müziğini Amerikan ruhuyla birleştiren grup son stüdyo albümünü 2000 yılında çıkarttı.
Müzik eleştirmenleri, Kansas grubu ve albümleri için,progressive rock'ta Amerika'nın, İngiltere'ye cevabı gibi oldukça idaalı bir tanımlama yapmışlardı.Kansas'ın rock klasiği albümleri ve şarkılarıyla (özellikle Dust,in the wind) çok önemli bir topluluk olduğu gerçeği yadsınamaz. Albümdeki klasik müzik temalarının başarılı şekilde kullanılması,grup üyelerinin klasik müziği çok iyi bilmeleri ve bu tarzın sıkı birer takipçisi olmaları sonucunda ortaya çıkmıştır.
Delta Blues'un kralı 8 Mayıs 1911 de Mississippi'nin kırsal bölgelerinden birinde - Hazelhurst'da doğmuştur. Çocukluğu dönemin birçok zencisinin oldugu gibi göçmen kamplarında ve çiftliklerde çalışarak geçmiştir. Çocukluğunda geçirdiği bir göz rahatsızlığı nedeniyle bir gözü neredeyse kördür. 16 yaşındaki karısı doğum sırasında ölünce kendini tümüyle müziğe vermiştir. Zamanının bir coğunu köşeye çekilip kendi kendine gitarını tınlatarak gecirirmiş.
Yine bir gece yarısı öylesine bir kavşağa (crossroads) gittiğinde burada şeytanla karşılaştığı ve ruhunu ona sattığı şeytanınsa karsılığında gitarının akorunu değiştirip geri verdiği söylenir.
1990 da yapılan bir araştırmaya göre ise Robert Johnson'ın gitarı gerçekten de farklı bir şekilde akorluydu ve bunu asla kimseye öğretmiyor ve kimsenin yanında yapmıyordu. Ya da şöyle diyelim onu kendi başına gitar akoru yaparken goren olmamıştı. Ayrıca bir rivayete göre sahnede çalarken birinin onu dikkatlice izlediğini gördüğünde o kişi kendi tekniklerini öğrenmesin diye çalmayı bırakırmış...
Sahneye ilk cıktığında dönemin ünlü bluescularıdan Lonnie Johnson'a özenip sahnede Robert Lonnie adını kullanmıştır.
16 ağustos 1938 de ise calıştığı barın sahibi tarafından - karısıyla yattığı için zehirlenerek öldürüldü. Kayıtlı olan 27 parçası olduğu söylenirdi ama yakın zamanda 42 yeni parçasının daha bulunmuş.
Led Zeppelin, Eric Clapton, BB King ve daha efsanevi bir çok grup/müzisyen Robert Johnson'dan etkilenmiştir.
4 Nisan 1915’te, Rolling Fork, Mississippi’de dünyaya gelen McKinley Morganfield yine bir bahar günü, 30 Nisan 1983’te Chicago’da ölünceye değin, blues müziğinin temellerini attı ve blues kavramının oturmasını sağlayan ilk isimlerden oldu... Savaş öncesi blues müziğinin en önemli seslerinden olmayı başarmasına rağmen fazla tanınamadı. Muddy Waters Mississippi’nin köylerinden Clarksdale’da başladı, orada efsanevi "Evlatlar Evi"ni tanıdı. Gitar ile zaten içli dışlı olduğundan, Waters doğrudan sahnelerde gösteri yapmaya başladı. O zamanlar yaptıkları daha sonra Alan Lomax tarafından toplandı ve bir araya getirildi. Kongre Kütüphanesi için kayıtlar yapıyor, bir yandan da güneyde turnelere çıkıyordu...
Lomax, bu saygıdeğer koleksiyoncu ve arşivci, Waters’ın 1941-42 arasında yaptığı üç çalışmayı kayda alıp saklamayı başardı. Ertesi sene Waters hayata gözlerini yumacağı Chicago’ya taşındı, Bill Broonzy ile de orada tanışacaktı. Broonzy’nin etkisi ve yardımı ile Muddy Waters çok şey kazandı. Onun en büyük eksiği deneyim idi, son derece yetenekli olmasına rağmen tam verim elde edemiyordu. Waters çok geçmeden elektrikli aletleri de kullanmakta sakınca görmedi...
Ses yükselticiler, gitarlar... 1948’de yeni kurulan Aristocrat ile anlaşma imzaladı. Daha sonra firmanın ismi Chess Records olarak değişti. Waters’ın kayıt çalışması "I Feel Like Goin’ Home"/"I Can’t Be Satisfied", küçük bir hit oldu, basta kendisine eşlik eden Big Crawford ile de uzun yıllar devam edecek olan bir işbirliğinin de müjdecisi... Birlikte "Rollin’ And Tumblin’", "Rollin’ Stone" ve "Walking Blues"u da içeren çok sayıda çalışma yaptılar... 1951’e gelindiğinde artık adamımız yalnız değildi, arkasında yıllardır özlemini çektiği bir topluluk vardı. Bu topluluktan gelip geçenler arasında kimler yoktu ki...
Piyanoda Otis Spann, gitarda JimmyRogers, mızıkada Little Walter, Walter "Shakey" Horton ve James Cotton. Bu yetenek denizinden iyi işler çıkarmak elbette kolay olmadı. Çok geçmeden blues’un kalbinin attığı Chicago’nun en önemli müzik topluluğu oluverdiler. Ünlü "Hoochie Coochie Man", "I’ve Got My Mojo Working", "Mannish Boy", "You Need Love" ve "I’m Ready" önderlerinin ileri gitar tekniklerinin ve arkasındaki güçlü kadronun becerilerinin haritası idiler adeta... "Hoochie Coochie Man", üzerinde özellikle durulması gereken bir çalışmaydı. Kitlelere blues sevgisi aşılamak adına çok önemli bir eserdi bu.
1958’de caz tromboncusu Chris Barber’ın isteği üzerine birlikte İngiltere’yi turlayınca Waters’ın uluslararası ünü pekiştirilmiş oldu. Kimi zaman elektrikli aletler kullandığı için eleştirilse de Waters’ın blues’a olan ilgiyi kat kat arttırdığı bir gerçek. Cyril Davies ve Alexis Korner’ın geride bıraktığı eserler, Blues Incorporated, bir çok grubun temelini oluşturdu. Muddy Waters’ın blues müziğine yaptığı katkıyı kimse yapamadı. En büyük müzisyenler her zaman ustalarını saygıyla andılar. Gelmiş geçmiş en büyük gitarist olarak da gösterilen Jimi Hendrix’ten, kimilerinin rock’ın babası dediği Led Zeppelin’e, Rolling Stones’a bütün büyük müzisyenler, Muddy Waters’ı, Howlin’ Wolf’u her zaman büyük bir minnet ile anmışlardır. Waters biraz daha gecikseydi, müziğin bugün geldiği yere belki de onlarca yıl sonra gelecektik. Graham Bond Organisation, Long John Baldry ve genel anlamıyla R&B da Waters’tan çok şey öğrendi.
Ne var ki bu büyük müzik dehası hayatı boyunca maddi güçlüklerle boğuşmak zorunda kaldı. Çok yanlış anlaşılan ve eleştirilerin yıkıcı olduğu "Electric Mud" -ki Rolling Stones’un ünlü "Let’s Spend The Night Together" parçası buradan geliyordu- Muddy Waters’ın bir başka önemli eseri oldu... Göze daha hoş gözüken bir başka çalışması ise kendisine Paul Butterfield ve Mike Bloomfield’ın eşlik ettiği "Fathers And Sons" idi. Yine de 60’lardaki işleri eskisine göre hayal kırıklığı yaratıyordu. Londra Kayıtları sayesinde gözönünde kalmayı başardı. Grubun "The Last Waltz" konserindeki rolü de aynı şekilde. Ama asıl olay Johnny Winter ile gerçekleşti, duygu yüklü bir yeniden doğuş yaşadı Muddy Waters. Bu çaylak, dört yeni mükemmel albümle ateşi yeniden yaktı. Övgüyü hakeden bu örnek davranış ona müzik dünyasında unutulmayacak bir yer sağladı. Geride bıraktığımız 2000 yılında Muddy Waters, yeniden hatırlandı. Waters 1983’te kalp yetmezliğinden öldü; ancak müzik dünyasındaki en etkileyici, en ilham verici müzisyen olma özelliğini koruyor.
Bu güne kadar çeşitli sanatçı ve grubun albüm kayıtlarını yapmıştır.Tonmaisterlikle birlikte yıllardır gitar çalıp şarkı söyleyen Bütünleyin toplam 39 albümü bulunmaktadır.
amatör müzisyen ve müzik sevelere gitar , piyano, şan,aranjörlük, tonmaisterlik ve günümüzde de sık kullanılan cubase eğitmi vermektedir.
aşağıdaki yazılar facebook sayfasından
1951 yılında İstanbul’da doğan Yusuf Bütünley, müzik yaşamına 1965 yılında “Darbeler” adlı kendi orkestrasını kurarak başladı. Ardından birçok orkestrada gitarist ve solist olarak yer aldıktan sonra dönemin en bilinen orkestralarından olan “Damlalar Orkestrası”nda 5 sene hem gitar ve vibrofon çalarak hem de solistlik yaparak yer aldı. Damlalar Orkestrası’yla birlikte İstanbul’un ve İzmir’in tanınmış kulüplerinin yanısıra çeşitli Akdeniz turlarında ve Palma de Mallorca’da dönemin ünlü kulüplerinden olan Titanic Club’da sahne aldı. Bu zaman içerisinde orkestranın kendi programı dışında Dario Moreno, Juanito, Johnny Halliday, Ajda Pekkan ve Ayla Dikmen gibi birçok ünlü isme eşlik etti. Ardından Özdemir Erdoğan’ın orkestrasında gitar ve davul çalarak yer aldıktan sonra 1976 yılında Nişantaşı’nda “YHB Hi-Fi” isminde plak koleksiyonlarının da bulunduğu, albüm ve enstrüman mağazasını açtı. Böylece “YHB” ismi ilk kez piyasada yer almış oldu. 1982 yılında hala günümüzde birçok önemli işe imzasını atan YHB Studio’yu açarak besteci, aranjör ve tonmaister olarak çalışmalarına başladı. YHB Studio’da Kenan Doğulu, Nilüfer, Suat Suna gibi isimlerin ve daha birçok piyasadaki sanatçının albümlerinin kayıt ve mixlerinin yanı sıra birçok televizyon programının, reklamların ve müzikallerin müziklerini yaptı.
Yusuf Bütünley Besteler:
Vakit Varken Candan Erçetin
Haykırsam Dünyaya Kerim Tekin
Kara Gözlüm Kerim Tekin
Çal Oyna Yıldız Tilbe
Geceler Aysız Yıldız Tilbe
Dön Bak Arkana Zerrin Özer
Ben Sen olsaydım Füsun Önal
Neyinim Neyin değilim Füsun Önal
Unutulduk bak sevgilim Hümeyra
Neden Allahım Bora Gencer
Hep seni beklerim Ziya Sencer
Ölüm Sen Ya Da Hiç Halit Nart
Son Sözün mü Poyraz
Aldığı Ödüller:
1987- Kuşadası Altın Güvercin Beste Yarışması-
3.lük Ödülü- Besteci
1999- Kuşadası Altın Güvercin Beste Yarışması-
2.lik Ödülü - Aranjör
2000- Kuşadası Altın Güvercin Beste Yarışması-
1.lik Ödülü- Aranjör
...............